Beğeni almak için an’dan ve dünyadan kopuk selfie çekenler, TikTok videosu çekeceğim derken hayatlarından olanlar. Daha dün hayatımızda olmayan bu acayip şeyler, şimdi onsuz yaşayamayacak bir kitle yarattı. Belki aldığımız beğeniler ufak endorfin sıçramaları yaptı, bir an kendimizi iyi hissettik. Ancak ödenilen bedel büyük oldu. İnsanoğlu artık odaklanamıyor. Dikkatimizi, derinliğimizi ve gerçek hayat ile olan bağımızı fena halde kaybettik.
B.F. Skinner ve Mihaly Csikszentmihalyi, modern dünyamızın psikolojik manzarasına iki çok farklı pencereden bakan iki büyük psikolog. Skinner, davranışçılığın babası olarak bilinir; onun görüşleri, ödül ve cezanın insan davranışı üzerindeki etkisine odaklanmıştır. Bu teoriye göre, bir davranış ödüllendirildiğinde, o davranışın tekrarlanma olasılığı artar. Mesela kafesteki bir kargaya gagasını yukarı kaldırdığında yem verirseniz, karga bunu hemen öğrenecek ve her karnı acıktığında ödüllendirilmek için gagasını yukarıya kaldıracaktır. Bu görüş, temelde, insanların da kuşlar gibi dışsal teşviklerle manipüle edilebileceği fikrini destekler. Öyle ki, Skinner’in teorileri, bugünkü sosyal medya ve pazarlama stratejilerinde hâlâ etkili bir yankı buluyor. Algoritma temelli sosyal ağlar ve reklamcılık, kullanıcıları belirli davranışları tekrarlamaya teşvik edecek şekilde tasarlanmıştır. Örneğin, bir gönderiye verilen “beğeni” veya “paylaşım”, kullanıcıyı bu tür etkileşimleri sürdürmeye teşvik eden bir ödül olarak işlev görür. Bu kuram o kadar başarılı olmuştur ki, biz de tıpkı o kargalar gibi takipçi sayımız artsın veya beğeni alalım diye defalarca mutlu mesut gagalarımızı yukarı kaldırırız.
Ancak, bu mekanik yaklaşım, insan deneyiminin çok daha derin ve zengin yönlerini göz ardı etmektedir. Mihaly Csikszentmihalyi’nin “Flow” (Akış) teorisinde vurgulandığı gibi, insanlar sadece dışsal ödüller peşinde koşan varlıklar değildir. Csikszentmihalyi, insanların en tatmin edici anlarının, kendilerini bir etkinliğe tamamen kaptırdıkları, zamanın ve mekânın ötesine geçtikleri “akış” durumunda yaşandığını belirtir. Akış, bizi sadece mutlu etmekle kalmaz, aynı zamanda kişisel gelişimimiz ve yaratıcılığımız için de hayati öneme sahiptir.
Akış haline ulaşmanın yolları, Skinner’in öne sürdüğü manipülasyon tekniklerinden radikal bir şekilde farklıdır. Akış, açık hedefler belirleyerek, anlam taşıyan faaliyetlere katılarak ve becerilerimizi zorlayacak, ancak aşmayacak aktivitelerle meşgul olarak elde edilir. Bu süreç, içsel motivasyon ve kişisel tatmin duygusunu güçlendirir. Akışın sağladığı derin odaklanma ve tatmin, dışsal ödüllerin geçici tatmininden çok daha kalıcı ve anlamlıdır.
Günümüzde, Skinner’in ödül mekanizmasına dayalı manipülasyon görüşü, sosyal medya platformlarından reklam stratejilerine kadar her yerde hâkim durumda. Çoğumuz, ödül almak için yaptığımız davranışları kendi özgür irademizle seçtiğimizi düşünsek de, gerçekte dışsal teşviklerin esiri durumundayız. Akış halini son derece kırılgan bir doğaya sahiptir. Bu sebeple modern teknolojinin – özellikle sosyal medya, televizyon ve akıllı telefonların – etkisinin akışı nasıl kolayca bozabileceğini tahmin etmek güç değildir. Etrafımız dikkat dağıtan bir sürü eğlenceli şeyle çevrili. Ancak eğlenceye kolay erişim, paradoksal bir şekilde, sıkıntı ve boşluk hissini bir hayli arttırmaktadır. Örnek mi istiyorsunuz? Metroda hipnotize olmuş bir şekilde Candy Crush oynayanların yüzlerine bir bakın yeter.
Tekrar 80’lere dönmek gerçekçi bir hedef değildir, o eşik çoktan aşıldı, artık dijital çağdayız. Şimdi kafayı bu dijital dikkat seyrelticilerin arasında yolumuzu ve odaklanma kabiliyetimizi nasıl tekrar bulacağız, ona çalıştırmamız gerekiyor. Ben işe telefonumdaki ve bilgisayarımdaki tüm uyarıları kapatmakla başladım. İkinci hedefim ise her seferinde tek iş yapmak. Artık yürürken podcast bile dinlemiyorum, sadece yürüyorum. Çok şükür hayat bana peşinde koşacak anlamlı hedefler sunuyor, bu yüzden ben dikkat dağıtıcılara odaklandım. Eh bir de tabii ki hareket ve iyi beslenme. Fiziksel aktivitenin dikkat üzerinde olumlu etkileri olduğu birçok araştırmada kanıtlanmıştır. Bunun yanında hızlanmaya teşvik eden modern dünyanın aksine, bizi fiziksel olarak yavaşlamaya zorlayan tai-chi, meditasyon, nefes ve yoga gibi aktivitelerin de dikkat üzerinde oldukça olumlu etkileri vardır. Omega 3 ve Magnezyum gibi takviyelerin de aynı şekilde bu yeteneğimiz üzerinde pozitif etkileri ölçümlenmiştir.
Csikszentmihalyi’nin öğretileri, daha anlamlı ve tatmin edici bir yaşam sürmenin ipuçlarını bize sunmaktadır. Akış haline geçmek, sadece yanlış olan şeyleri hayatımızdan çıkarmakla değil, aynı zamanda bizim için anlamlı hedeflere odaklanmamızı da gerektirir. Bu, bireysel mutluluğumuz ve toplumsal refahımız için son derece önemlidir. İyi bir hayatın sırrı, dışsal ödüllerin peşinden koşmak değil, içsel motivasyon ve anlam arayışında yatmaktadır. Bir başka deyişle mutluluk dış koşullardaki değişimlere bağlı değildir.
Akış teorisi, modern dünyada karşılaştığımız zorluklarla başa çıkmak için bize farklı araçlar sunar; akış hali, bireysel ve toplumsal düzeyde daha derin bir tatmin ve anlam arayışı için daha umut verici bir yol gibi gözükmektedir. Burada karar vermemiz gereken şey belki de hayatımızda akışı mı yoksa alkışı mı daha çok istediğimizdir.

